|
Bugün için geçen haftanın
devamı niteliğinde “Tarih Şuuru” konusunda bir
yazı yazmıştım. Ancak, geçtiğimiz Cuma akşamı, Devlet
Tiyatro Salonu’nda, Mehmetçik Lisesi’nin hazırlamış
olduğu bir programı izledim. Orada gördüklerim ve
hissettiklerim hakkında mutlaka bir şeyler yazmalıyım
dedim ve eve döner dönmez bu yazıyı hazırladım.
Genelde okullarımızın yılsonu
eğlencelerine katılmam. Çünkü bu tür programlarda, bazen
hiç istemediğim görüntülere şahit oluyor, bir eğitimci
olarak rahatsız oluyorum. Böyle bir durumla
karşılaştığımda elimde olmadan kendi kendime
söylenmişimdir: “Bir yıllık emek, bir saatte yok
oluyor.” Gençler farkında olmadan, yapılmaması
gereken yanlışları o ortamda yapıyor. Öğretmenlerimiz de
-istemeden- bu yanlışlara vesile oluyorlar.
Dedim ya, bu defa
prensiplerimizi bir kenara koyduk ve okulun yılsonu
programını izledik. Şarkılarla başlayan gece, şiirlerle
devam etti ve finalde harika bir komedi sahnelendi ki
değme oyunlara taş çıkarır. Bu defa gördüğümüz manzara,
benzerlerinden farklıydı. Son zamanlarda izlediğim en
nitelikli okul programlarından biriydi.
Neydi beni etkileyen? Bir
defa, bir okul etkinliğinde Türk Halk Müziği’nden
türküler duymak, Türk Sanat Müziği’nden nağmeler
dinlemek beni şaşırttı. Hani bazıları, pop ve rocka
boyun eğer ya, onlar böyle yapmamış işte. Millete gerçek
türkü ve şarkı dinlettiler. Helal olsun.
Sonra özenle seçilen
şiirlerin şairlerine bir bakın: Ümit Yaşar Oğuzcan’dan
Necip Fazıl’a, Yavuz Bülent Bâkiler’den Nurullah Genç’e…
Bu isimler, bu toprağın seçkin şairlerindendir. Bu
şiirler, insanı alıp diyar diyar gezdiren, insana
“mutlak hakikatı” sezdiren gerçek şiirler. Bir
değil, beş değil. Okuyanlar güzel okuyunca sayamadım
gitti. Belki on beş şiir, salonu dolduran insanlar
tarafından ilgiyle dinlendi. Demek ki, “iyi mal,
kendini sattırıyormuş.” O kadar hisli, o
kadar duygulu okudular ki dinlememek ve etkilenmemek
mümkün değil!
Hele Nevin isimli öğrencinin
titreyen sesiyle okuduğu Bedir şiiri, bizim de
yüreğimizi titretti. Peygamberimizin ilk zaferini
anlatan bu şiiri, koca salon çıt çıkarmadan dinledi.
Bitiminde ise, gözler nemlendi ve salonda bir alkış
tufanı koptu ki sormayın gitsin. Bir helal daha çektim.
İşte yurdumun insanları… İnadına Peygamber sevgisi,
inadına değerlere bağlılık. Kim ne derse desin!
Programın sonunda, öğrenciler
bir de komedi sahnelediler. Güncel bir konu olan “kuş
gribi ve kene kâbusunu”, öyle bir güzel sahnelediler ki,
biz bu kâbusa nasıl güldük anlayamadım. Demek ki, zaman
zaman izlediğim tiyatro gösterilerinde veya televizyon
dizilerinde espri olsun diye yapılan bayağılıklar ve
küfürler olmadan da insanlar eğlendirilebilirmiş.
Bu çocuklar bir gerçeği
haykırdılar aslında. Kime haykırdılar? Her fırsatta
“memleket elden gidiyor, geleceğimiz karanlık”
edebiyatı yapanlara. Dediler ki, bize yol gösterin,
rehber olun, bakın biz neler başarırız? Yeter ki,
elimizden tutanlar olsun. Bizler, bu ülkenin aydınlık
yarınlarıyız, bize güvenin. Ne din, ne vatan, ne kültür
hiç biri de sahipsiz değil! Müziğimizle, edebiyatımızla,
tarihimizle, sanatımızla inancımızı buluşturup; bize ait
olanı, bizim olanı bulabiliriz.
Evet, böyle işte… Bu konuda
en büyük vazife, biz eğitimcilere düşüyor. Yılgınlık
yok, atılan her tohum, büyüyüp boy boy başaklara
dönüşüyor. Ne ekersek, onu biçiyoruz. Bu gençlere,
iyiyi, doğruyu, güzel ahlâkı öğretenler, tüm
yaptıklarının karşılığını göreceklerdir.
Bu gençlere, yol gösteren,
onlarla ilgilenen tüm eğitimci arkadaşlara teşekkür
ediyorum. Bu tür okul etkinliklerinde daha seçici
davranılmasının çok önemli bir sorumluluk olduğunun
altını bir kez daha çiziyorum.
“Geçmişin geleceğindir,
hatırla!”
|